Kaan
New member
Adana'nın Kayıp Yürekleri: 6 Şubat Depreminin Derin İzleri
Herkese merhaba,
Bir hikâye paylaşmak istiyorum. Bu, yazmak için bile zorlandığım, içimde iz bırakan bir hikâye. Adana'da yaşanan 6 Şubat depreminin ardından, insanlar birbirini kaybetti. Sevdiklerimizi, komşularımızı, hatta hiç tanımadığımız insanları. Her şeyin ne kadar hızlı değişebileceğini görmek, insanı derinden sarsıyor. Belki sizin de yaşadığınız bir şey vardır, belki bir akrabanız ya da bir arkadaşınız var. Onları kaybetmek, dünyayı kaybetmek gibi. İşte, bu yazı onlara… Ve onlara olan borcumuzdan bir parça…
BİR GÜN, HER ŞEYİ ALIP GİTTİ…
6 Şubat sabahı, Adana’da her şey normaldi. Şehir, güne alışılmış kalabalığıyla başladı. İnsanlar işlerine giderken, çocuklar okullarına koşuyordu. Ancak o sabah, hiç kimse bilmediği bir gerçekle karşılaşacaktı: Gökyüzü kadar mavi bir sabahın ardından, yer öyle bir sarsılacak ki, herkesin hayatı bir anda değişecekti.
İlk saatlerde bile hiç kimse ne olduğunu tam anlamadı. Adana'nın o kalabalık ve gürültülü sokaklarında bir anda her şey sessizliğe büründü. Sadece gökyüzüne bakan insanlar vardı. Korku dolu gözlerle… Beklentilerinin tersine, ne sükûneti bulabildiler ne de eski yaşamlarına geri dönebildiler. O kadar çok şey vardı ki kaybedilen, çok kısa bir süre içinde her şey yerle bir olmuştu.
Gözlerini açamayan, bilekleri kırılmış, enkaz altında kalan sevdiklerimiz vardı. Bir çocuğun gülüşü artık sadece bir hatıra… Bir annenin sarılması, hayalini kurduğumuz son anı… Ve belki de hiç tanımadığımız insanlar, kaybolmuş birer yıldız gibi karanlıkta kayboldu. Karanlık, hiç olmadığı kadar kalın, hiç olmadığı kadar soğuktu.
“BİRİ BİR ŞEY YAPMALI”
Aylin, o sabahın şokuyla gözyaşlarını silerken, sokakta başka birini arayarak “Bir şey yapmamız lazım, bir şey yapmalıyız” dedi. Adana'da halkın kaybolan yakınlarına dair umutsuz bir bekleyiş vardı. Ama Aylin, her şeye rağmen çözüm odaklı yaklaşarak, felaketten sağ çıkanları kurtarmak için gerekeni yapmayı kafasına koymuştu. Kadınların o duygusal hassasiyetinden gelen ama aynı zamanda çözüm üretme isteğinden doğan güçle, hep birlikte bir şeyler yapmaya karar verdiler.
Her ne kadar yardım ekipleri bölgeye gelse de, o ilk saatlerde iş işten geçmişti. Aylin ve onun gibi düşünen diğer insanlar, tek başlarına yapabilecekleri her şeyi yapmaya başladılar: Yaralıları taşıdılar, enkaz altındaki hayatta kalanlara ulaşmak için ellerinden geleni yaptılar. Yardım ekiplerinin gelmesiyle birlikte, organize bir şekilde hareket etmeye başladılar. Ama o an Aylin’in kafasında tek bir düşünce vardı: “Hayatta kalanları kurtarmalıyız, bu enkazın altından onları çıkaracağız.”
“STRATEJİ, STRATEJİ, STRATEJİ!”
Ali ise o sırada çok farklı bir noktadaydı. O, erkeklerin çözüm odaklı, stratejik yaklaşımını yansıtan bir kişiydi. Felaketten hemen sonra, “Ne yapabiliriz?” diye sorarak, elimizdeki sınırlı kaynakları nasıl daha verimli kullanabileceğimizi düşündü. Her şeyi bir plana dökmek, olabildiğince hesaplı bir şekilde hareket etmek, onu adeta güvenceye almak gibiydi. Ali'nin gözlerinde hiçbir zaman korku yoktu, sadece bir şeyler yapma isteği vardı. Yalnızca pratik değil, aynı zamanda kısa sürede hayata geçirilebilecek en iyi çözümü bulma çabası…
Adana sokaklarında Ali, adım adım gezerek, hangi binaların daha fazla zarar gördüğünü, hangi bölgelerde insanların daha çok yardıma ihtiyaç duyduğunu belirlemek için stratejik bir plan yaptı. Ali gibi olanlar, tıpkı bir asker gibi, kendi içlerinde bir düzen kurdular. Kaybolan her bir kişiyi bulmak için daha sistemli bir yol haritası çizdiler. Adana’nın her köşesinden çıkmak zorunda kalmış insanlar vardı. “Şu kadar insan kayboldu, şu kadar bina yıkıldı, şu kadar kişi dışarıda. Ne yapmalıyız?” Her sorunun bir cevabı vardı, her adımda bir çözüm vardı. Ama içlerinde tek bir eksik şey vardı: Zamansız kaybedilen hayatlar…
HAYATIN SONSUZ DEĞERİ
Adana'da bir çok kayıp vardı, çoğunun yeri ise hâlâ bilinmiyor. Bu kayıpların her biri birer parça yürek bırakmış, birer boşluk bırakmıştı geride. Aylin ve Ali'nin yaptığı, her bir insanın değerini bir kez daha hatırlatmıştı. Ne stratejik planlar, ne de organizasyonel yardımlar, kaybolan hayatları geri getiremezdi. Fakat her kayıp, bir iz bırakıyordu; bir sevda, bir anı, bir masum gülüş… Ve her biri, hatırlanmayı hak ediyordu.
Adana'nın topraklarında kaybolan birer parça insanlık, hala derin izler bırakıyor. Tıpkı hayatlarındaki duygusal derinliği hissettiren Aylin’in yüreğinde olduğu gibi, tıpkı Ali’nin her soruya soğukkanlı bir şekilde cevap verirken içindeki acıyı hissettiğimiz gibi. Hayat, ne kadar çok şey kaybettirebilir, ama hayatta kalanları bir arada tutan güç, işte bu dayanışmadır. Bu güç, insanın birbirine olan sevgi ve desteğidir. Hep birlikte, düşenleri kaldırarak, kaybolanları hatırlayarak…
FORUMDA SÖZ SİZDE: NE HİSSEDİYORSUNUZ?
Yazdığım bu hikâye, sadece Adana'dan değil, aslında tüm dünyadan. Depremler, kayıplar, felaketler, hepsi insanın içindeki güç ve dayanışmayı sınar. Bugün belki, bizler de bir adım daha atabiliriz. Sizin de yaşadığınız, tanık olduğunuz bir şey var mı?
Depremin Adana’daki etkilerini hep birlikte konuşalım, duygularımızı paylaşalım… Hepinizin düşüncelerini duymak istiyorum.
Herkese merhaba,
Bir hikâye paylaşmak istiyorum. Bu, yazmak için bile zorlandığım, içimde iz bırakan bir hikâye. Adana'da yaşanan 6 Şubat depreminin ardından, insanlar birbirini kaybetti. Sevdiklerimizi, komşularımızı, hatta hiç tanımadığımız insanları. Her şeyin ne kadar hızlı değişebileceğini görmek, insanı derinden sarsıyor. Belki sizin de yaşadığınız bir şey vardır, belki bir akrabanız ya da bir arkadaşınız var. Onları kaybetmek, dünyayı kaybetmek gibi. İşte, bu yazı onlara… Ve onlara olan borcumuzdan bir parça…
BİR GÜN, HER ŞEYİ ALIP GİTTİ…
6 Şubat sabahı, Adana’da her şey normaldi. Şehir, güne alışılmış kalabalığıyla başladı. İnsanlar işlerine giderken, çocuklar okullarına koşuyordu. Ancak o sabah, hiç kimse bilmediği bir gerçekle karşılaşacaktı: Gökyüzü kadar mavi bir sabahın ardından, yer öyle bir sarsılacak ki, herkesin hayatı bir anda değişecekti.
İlk saatlerde bile hiç kimse ne olduğunu tam anlamadı. Adana'nın o kalabalık ve gürültülü sokaklarında bir anda her şey sessizliğe büründü. Sadece gökyüzüne bakan insanlar vardı. Korku dolu gözlerle… Beklentilerinin tersine, ne sükûneti bulabildiler ne de eski yaşamlarına geri dönebildiler. O kadar çok şey vardı ki kaybedilen, çok kısa bir süre içinde her şey yerle bir olmuştu.
Gözlerini açamayan, bilekleri kırılmış, enkaz altında kalan sevdiklerimiz vardı. Bir çocuğun gülüşü artık sadece bir hatıra… Bir annenin sarılması, hayalini kurduğumuz son anı… Ve belki de hiç tanımadığımız insanlar, kaybolmuş birer yıldız gibi karanlıkta kayboldu. Karanlık, hiç olmadığı kadar kalın, hiç olmadığı kadar soğuktu.
“BİRİ BİR ŞEY YAPMALI”
Aylin, o sabahın şokuyla gözyaşlarını silerken, sokakta başka birini arayarak “Bir şey yapmamız lazım, bir şey yapmalıyız” dedi. Adana'da halkın kaybolan yakınlarına dair umutsuz bir bekleyiş vardı. Ama Aylin, her şeye rağmen çözüm odaklı yaklaşarak, felaketten sağ çıkanları kurtarmak için gerekeni yapmayı kafasına koymuştu. Kadınların o duygusal hassasiyetinden gelen ama aynı zamanda çözüm üretme isteğinden doğan güçle, hep birlikte bir şeyler yapmaya karar verdiler.
Her ne kadar yardım ekipleri bölgeye gelse de, o ilk saatlerde iş işten geçmişti. Aylin ve onun gibi düşünen diğer insanlar, tek başlarına yapabilecekleri her şeyi yapmaya başladılar: Yaralıları taşıdılar, enkaz altındaki hayatta kalanlara ulaşmak için ellerinden geleni yaptılar. Yardım ekiplerinin gelmesiyle birlikte, organize bir şekilde hareket etmeye başladılar. Ama o an Aylin’in kafasında tek bir düşünce vardı: “Hayatta kalanları kurtarmalıyız, bu enkazın altından onları çıkaracağız.”
“STRATEJİ, STRATEJİ, STRATEJİ!”
Ali ise o sırada çok farklı bir noktadaydı. O, erkeklerin çözüm odaklı, stratejik yaklaşımını yansıtan bir kişiydi. Felaketten hemen sonra, “Ne yapabiliriz?” diye sorarak, elimizdeki sınırlı kaynakları nasıl daha verimli kullanabileceğimizi düşündü. Her şeyi bir plana dökmek, olabildiğince hesaplı bir şekilde hareket etmek, onu adeta güvenceye almak gibiydi. Ali'nin gözlerinde hiçbir zaman korku yoktu, sadece bir şeyler yapma isteği vardı. Yalnızca pratik değil, aynı zamanda kısa sürede hayata geçirilebilecek en iyi çözümü bulma çabası…
Adana sokaklarında Ali, adım adım gezerek, hangi binaların daha fazla zarar gördüğünü, hangi bölgelerde insanların daha çok yardıma ihtiyaç duyduğunu belirlemek için stratejik bir plan yaptı. Ali gibi olanlar, tıpkı bir asker gibi, kendi içlerinde bir düzen kurdular. Kaybolan her bir kişiyi bulmak için daha sistemli bir yol haritası çizdiler. Adana’nın her köşesinden çıkmak zorunda kalmış insanlar vardı. “Şu kadar insan kayboldu, şu kadar bina yıkıldı, şu kadar kişi dışarıda. Ne yapmalıyız?” Her sorunun bir cevabı vardı, her adımda bir çözüm vardı. Ama içlerinde tek bir eksik şey vardı: Zamansız kaybedilen hayatlar…
HAYATIN SONSUZ DEĞERİ
Adana'da bir çok kayıp vardı, çoğunun yeri ise hâlâ bilinmiyor. Bu kayıpların her biri birer parça yürek bırakmış, birer boşluk bırakmıştı geride. Aylin ve Ali'nin yaptığı, her bir insanın değerini bir kez daha hatırlatmıştı. Ne stratejik planlar, ne de organizasyonel yardımlar, kaybolan hayatları geri getiremezdi. Fakat her kayıp, bir iz bırakıyordu; bir sevda, bir anı, bir masum gülüş… Ve her biri, hatırlanmayı hak ediyordu.
Adana'nın topraklarında kaybolan birer parça insanlık, hala derin izler bırakıyor. Tıpkı hayatlarındaki duygusal derinliği hissettiren Aylin’in yüreğinde olduğu gibi, tıpkı Ali’nin her soruya soğukkanlı bir şekilde cevap verirken içindeki acıyı hissettiğimiz gibi. Hayat, ne kadar çok şey kaybettirebilir, ama hayatta kalanları bir arada tutan güç, işte bu dayanışmadır. Bu güç, insanın birbirine olan sevgi ve desteğidir. Hep birlikte, düşenleri kaldırarak, kaybolanları hatırlayarak…
FORUMDA SÖZ SİZDE: NE HİSSEDİYORSUNUZ?
Yazdığım bu hikâye, sadece Adana'dan değil, aslında tüm dünyadan. Depremler, kayıplar, felaketler, hepsi insanın içindeki güç ve dayanışmayı sınar. Bugün belki, bizler de bir adım daha atabiliriz. Sizin de yaşadığınız, tanık olduğunuz bir şey var mı?
Depremin Adana’daki etkilerini hep birlikte konuşalım, duygularımızı paylaşalım… Hepinizin düşüncelerini duymak istiyorum.